Uzay Kulübünü Askeri Olarak Zorlayan İran ve Türkiye

İran ile Türkiye bölgede kızışan çekişmede yeni bir döneme imza attı. Birkaç gün önce, iki casus uydusunun varlığı ortaya çıkarıldı. Bunlardan birinin sahibi İran; bir İtalyan çalışma ekibinin yardımıyla, bu yıl uzaya fırlatılacak bir uydunun yapımına başladı.

Diğer uydunun sahibi ise Ankara. Türkiye bu uyduyu, Fransa ile pazarlığın sonuçsuz kalması üzerine, açacağı bir uluslararası ihale yoluyla elde edecek. Amaç, geçmiş yıllarda defalarca iptal edilmiş projeyi hayata geçirip bir casus uydu aracılığıyla güvenlik ve istihbarat alanında bilgi ihtiyacını gidermektir.

Bu ikisi arasındaki zamanlamaya ilişkin olarak; bazıları ortak, bazıları da her iki ülkeye özgün hususlar vardır. İki ülkeyi birleştiren sebepler ise, stratejik mahiyetteki güvenlik ihtiyaçlarının karşılamasına gösterilen özendir. Ayrıca, bölge üzerinde kurulmak istenilen hegemonya girişimlerine bir çizgi çekilmesidir. Bir de, iki ülkenin karmaşık olan jeopolitik konumu söz konusudur. Ortak paydalardan bağımsız olarak, Ahmedinejad'ın Cumhurbaşkanı olduğu İran, artan tehdit ve meydan okumalarla karşı karşıyadır. Bundan dolayı İran, bilinen ve bilinmeyen düşmanları tarafından hedef tahtasına geldiği inancından hareketle, savunma olanaklarını artırmaya çalışıyor. Bu hedef alınmaların tipik bir örneği de, İran'ın nükleer tesislerine yönelik ABD-İsrail-Türkiye üçgenli planlar hakkında sızdırılan haberlerdir.

Diğer tarafta Türkiye ise, uzay araştırmaları konusunda bir programa sahip olup başlıca amacı, askeri ve güvenlik olan uyduları elinde bulundurmaktadır. Atom Enerjisi Ajansı tarafından yürütülen bu programda, eski Sovyet bilginlerinin desteğiyle epey mesafe katedilmiş durumda. Sovyetlerin dağılmasından önce Kazakistan'da dev bir uzay istasyonunda

görev yapmış olan bu bilginler, deneyimlerini şimdi Türk ordusunun hizmetine sunuyorlar. İlk uydunun 1994 yılında, taşıyıcı füzenin patlaması sonucu uzaya fırlatılmasının başarısız sonuçlanmasına rağmen Türkiye ister yerel imkanlarla ister yabancı bir ülkeyle anlaşma yoluyla olsun, artan ihtiyacını karşılayan uydu yapma çabalarından pes etmedi. Çünkü Türkiye, komşu ülkeleri aşacak şekilde, Türk toprakları ve çıkarlarıyla temas eden tüm noktalarda, Orta Doğu ve Akdeniz'den tutun Balkanlar ve Kafkaslara uzanan tüm bölgeler hakkında bilgi toplama gereksinimi duymaktadır.

Türkiye'nin çevresinde istikrarsızlığın ve kargaşanın yaygın olması ve bölgede süper güç rolü üstlenme beklentisi, bu yolda atılan adımı motive eden tek neden değildir. Buna bir de Türkiye'nin NATO bağlantıları ve ABD ile İsrail ilişkileri eklenmektedir. Bu itibarla Türkiye, iç dinamizme dayalı ve geleceğin savaş senaryoları ile örtüşen bağımsız bir güvenlik stratejisine sahip olma eğilimindedir. Üstelik, Türkiye ve İran'ı karşı karşıya getiren ve belki de olası düşman katagorisine sokan faktörler de vardır. Bu faktörler, iki ülkenin, uluslararası ve bölgesel dengelere ilişkin farklı görüşünden kaynaklanmaktadır. Çünkü, bölgede durumu ateşleyen egemen iki unsur olan ABD ve İsrail'e ilişkin olarak, iki ülkenin yaklaşımı çatışmaktadır.

Tahran ve Ankara'nın 2006 yılının Ocak ayının son haftasında, uluslararası uzay kulübüne, eşzamanlı olarak 'ben de varım' demesi, çok gelişmiş silahlanma teknolojisi düzeylerinde nitel bir sıçramanın habercisidir. Kaldı ki, askeri bilgilerin ticari esaslara dayalı olarak elde edilmesi artık mümkündür. Bunu da uydu fotoğrafçılık ticareti sağlamaktadır. Burada tek kısıtlama, önce çıkarları, ardından da güç odaklarının baskıları nedeniyle satıcıdan gelmektedir. İşte burada, askeri casusluk amacıyla İran ve Türkiye'nin uydular elde etme girişimleri önem kazanmaktadır. Yani, İran durumunda olduğu gibi, 'piyasa kurullarının ve satıcı keyfinin cömertliğine' ve Türkiye durumunda olduğu gibi, 'ağabeyin nazlanmalarına' maruz kalmadan bu ileri teknolojilerin elde edilmesidir. Zira, NATO üyeliği her zaman küçük müttefiklerin isteklerinin karşılanmasında yeterli olmamaktadır.

İran'ın ve ayrıca Türkiye'nin göklerde 'gözler' bulundurmaya özenmesinin nedeni, sadece en ileri caydırıcılık gücünü elde etmek ve askeri sürprizlerin hacmini azaltmak değildir. En önemlisi, nükleer silahlar kullanılarak, koruyucu ve önceden davranma darbelerinin söz konusu olacağı değişik uygulamalı aşmaya geçiş bilincidir.

Demek ki, İran ve Türkiye, savunma ve caydırıcılığı aşarak, bölgesel ve hatta uluslararası konumu güçlendirmeye varan amaçları gerçekleştirmek üzere olup tüm ilgililere mesaj iletmektedir.

El Akhbar

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !