TURKIYE VE DUNYA 21. YÜZYILDA TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ

Ülkemiz zor bir dönemden geçmektedir. Türkiye stratejik bir kıskacın içerisine girmiştir. ABD'nin Büyük Orta Doğu Projesi ile ilintili olan stratejik kıskacın diğer köşelerini AB-IMF-Kıbrıs-Irak ve ABD oluşturuyor. Irak savaşı Afganistan'da başlamıştı ve hala Afganistan'da devam ederken, Irak üzerinden Orta Doğu'da savaşın ikinci cephesi açıldı. Irak Savaşının sonuçları Türkiye'deki krizi daha da ağırlaştıracak stratejik tehditler içeriyor.

 

Irak'da hızla biten ama halk savaşı olarak devam eden savaş önümüzdeki günlerde Orta Doğu'daki yeni cephelere yayılma ihtimali taşıyor. ABD, NATO'yu Orta Doğu ve Kafkasya/Orta Asya'da yeni bir mücadele sürecinin içine çekmek istiyor.

Türkiye ise, küresel güç dağılımının yapılması için gerçekleştirilen savaşların odak noktasında, Orta Asya/Kafkasya ile Orta Doğu'nun kesiştiği alandadır. Tarihçi Ilber Ortaylı'nın bir kitabının adı "Imparatorluğun En Uzun Yüzyılı" adını taşır. Imparatorluğun en uzun yüzyılı, 19.yüzyılı nitelemek için kullanılmıştır. 12 seneden bu yana çok ağır bir politik, ekonomik, sosyal, kültürel ve askeri krizden geçen ülkemiz ise "Cumhuriyetin en uzun on yılına" girmiş bulunmaktadır.Komşusu olduğumuz bölgeler yeniden şekillendirilmeye çahşılırken Türkiye'de iki siyasal proje gelecek on yılda çatışacaktır. Bu projelerden birisi siyasal iktidarı ele geçirmiş bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin projesi olan Türkiye'nin etnik merkezli bir federasyona dönüştürülmesi projesidir. Diğer proje ise, siyasal Türk milliyetçiliğinin Türkiye Cumhuriyeti nıilli devletini kuruluş esaslan üzerinde yenileyerek 21. yüzyıla taşımayı hedeflemesidir.

Bu noktaya nasıl geldiğimizi anlamak için Soğuk Savaş dönemini kısaca hatırlamamız gerekmektedir. Soğuk Savaş dönemi dünyanın ikiye bölündüğü, dost ve düşmanın siyah ve beyaz gibi belirgin olduğu bir dönem olarak, 1946-1989 yılları arasına damgasını vurmuştur. Nihayet, 1989'da Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ülkeleri ABD ve NATO ülkelerine girdikleri ekonomik, siyasal ve kültürel savaş sonucunda yenilmişler, dünyanın en kuvvetli ikinci ordusu olan Sovyet ordusu bir mermi dahi atamadan yönetimindeki ülkenin dağıldığını görmüştür. Böylece SSCB ve ABD'den oluşan iki kutuplu dünya düzeni sona ermiştir. SSCB'nin yıkılması ile birlikte tek kutup kalan ABD Amerikan tek kutupluluğunu 21. yüzyılda da devam ettirmenin yollarını aramaya başlamıştır.

Yeni muhafazakarların önde gelen temsilcilerinden Paul Wolfowitz'in baba Bush yönetimine sunduğu çalışma, ABD'nin tek kutupluluğu devam ettirmek için dost veya düşman bütün devletleri ABD'nin menfaatleri ile çelişki yaratacak ölçüde büyüdükleri takdirde, bundan caydırmak üzerine kurulmuştur. Ancak baba Bush'un seçimleri kaybetmesi ile iktidara gelen Clinton Yönetimi, Amerikan tek kutupluluğunu devam ettirme stratejisini diğer devletlerle uzlaşma ve jeoekonomik bir yol olan küresellleşme üzerine kurmuştur.

ABD, 1990'lı yıllarda Soğuk Savaş döneminde yıpranan ekonomisini küreselleşmenin sağladığı fırsatlarla onarma yoluna gitmiştir. Ancak, bu dönemde de ABD'nin 21. yüzyıldaki tek kutuplu üstünlüğünü jeopolitik yollardan koruma arayışlan sürmüştür. Bu arayışların en önemlilerinden birisini Z. Brezinski "Büyük Satranç Tahtası" adlı kitabında 1995 senesinde ifade etmiştir. Z. Brezinski, ABD'nin 21. yüzyıldaki Amerikan üstünlüğünü, ABD'nin Avrupa-Asya kıta bloğu üzerindeki hakimiyetine bağlamıştır. Brezinski ve bir çok Amerikalı stratejist için 21. yüzyılda ABD'nin küresel ve bölgesel rakipleri hızla kalkınan Çin, Ukrayna'yı tekrar ilhak etme çabası içinde olan Rusya, Asya'nın güneyinde büyük bir kalkınma hızı ile gelişen Hindistan ve ekonomik bir dev ama politik/askeri bir cüce olan Avnıpa Birliği, ABD'nin potansiyel rakibi olmak durumundadır.

Oğul Bush, Clinton'dan sonra babasının yeni-muhafazakar ekibi ile iktidara geldi. Bush iktidarının ilk dokuz ayı ABD'nin Çin ile gerilimine sahne olmuştur. Bush, Clinton'un Çin ile iyi ilişkilere dayanan politikasını tamamen değiştirmiş ve Çin "sarı tehdit" olarak ilan edilmiştir. Amerikan casus uçakları Çin hava sahasını ihlal etmeye başlamışlardır. Bu gerilimin sürekli tırmandığı ortamda aniden 11 Eylül'de ABD'de El Kaide'nin düzenlediği saldırılar gerçekleşmiştir.

11 Eylül saldırılarını kimin ve nasıl yaptığı hala çok açık değildir. Üç temel ihtimal söz konusudur. Birincisi El Kaide bu saldırıyı kendisi düzenlemiştir. Ikinci ihtimal, EI Kaide bu operasyonu düzenlemiştir ancak bir başka ülkenin istihbarat servisi El Kaide'ye karşı istihbarat yardımı yaparak operasyonun gerçekleşmesini sağlamıştır. Üçüncü ihtimal ise, Amerikan devleti içinden bir grup bu saldırıdan haberdar olduğu halde saldırının gerçekleşmesine karşı çıkmamıştır.

Özetle, ABD 11 Eylül saldırılarını terörle mücadele adı altında Amerikan üstünlüğüne dayalı tek kutuplu dünya düzenini devam ettirmek için stratejik bir atılım için kullanmıştır ve kullanmaya devam etmektedir. ABD'nin tek kutuplu imparatorluğu oluşturmak amacı ile kullandığı en etkin silah üçüncü nesil ilk ve tek ordu olan Amerikan ordusudur. Amerikan ordusu kendisinden sonra gelen ilk 20 ordunun yaptığı toplam askeri harcamadan daha fazla askeri harcama yapan bir ordudur. Bu ordu, 1980'lerden bu yana gerçekleştirdiği ve bilişim teknolojileri ile silahların birleştirilmesinin sonucu olarak ortaya çıkan "akıllı silah" teknolojileri ile uzay merkezli uydu teknolojilerini birleştirerek bütün orduların önüne geçmiştir.

ABD şimdi ordusuna dayanarak gerçekleştirmeyi hedeflediği jeopolitik değişikliklerle, 21. yüzyılda Amerikan imparatorluk düzeninin alt yapısını oluşturmayı hedeflemektedir. Ancak şu noktanın altı çizilmelidir ki, Amerikan ordusu ikinci nesil konvansiyonel ordular karşısında etkin olmakla birlikte, halk direnişleri ve gerilla orduları karşısında oldukça etkisiz görülmektedir.

 

ABD'nin ordusuna dayanarak gerçekleştirmeyi hedeflediği jeopolitik düzenlemelerin hedefleri ise;

a) Asya'nın ortasına yerleşerek Avrupa-Asya kıta bloğu üzerindeki hakimiyetini sağlamak,
b) Dünya enerji kaynakları üzerinde ve geçiş yolları üzerinde denetim kurmak,
e) Önleyici darbeye dayanan Amerikan askeri stratejisini daha rahat uygulayacak bir küresel askeri konuşlanma yapısı oluşturmak,
d) Islam coğrafyasının küreselleşmeye eklemlenmesini Avrupa Birliği'nin ve NATO'nun desteğini alarak ve böylece AB'yi de kontrol altında tutarak sağlamak olarak özetlenebilir.


Şimdi bu hususları kısaca özetlersek, Afganistan'a ve çevre coğrafyasına yerleşen Amerikan askeri güçleri kuzeye Rusya'ya, doğuya Çin'e, güneye Pakistan ve Hindistan'a ve batıya Iran'a güç projeksiyonu yapar hale gelmiştir. Bu ülkelerin tamamı ABD'ye küresel veya bölgesel ölçekte meydan okuma potansiyeline sahiptirler. Keza, Gürcistan'da gerçekleşen darbe sonrasında oluşturulan ABD kontrolundaki hükümet, ABD'nin Hazar'ın batısına yerleşemesini sağlamıştır.

Amerikalı stratejistler bir süre önce ortaya "Istikrarsızlık Ekseni" adını verdikleri bir jeopolitik kuram atmışlardır. Bu kurama göre, Kolombiya'dan başlayarak, Orta Doğu'nun, Kafkasya'nın ve Orta Asya'nın tamamını kapsayan bu eksen Pakistan ve Endonezya-Filipinlere kadar uzanmaktadır. Bu eksenin ilk göze çarpan özelliği, dünya petrol rezervlerinin çok büyük bir kısmının bulunduğu (% 80 civarında) bir coğrafyayı kapsadığı gibi petrolün Uzakdoğu'ya nakil hatlarını da içermesidir.

 

Amerikan güçlerinin önleyici darbe stratejisini uygulayabilmeleri yani bir tehdit gerçekten bir acil tehdit haline gelmeden saldırabilmeleri için mevcut askeri konuşlanma sistemini yeniden yapılandırması gerekmektedir. Bunun için, mevcut Amerikan askeri üsleri küçültülecek ve Istikrarsızlık Ekseni alanında yeni üsler yapılanması oluşturulacaktır. Almanya'daki üsler Polonya, Romanya ve Bulgaristan'a kaydırılacaktır. Türkiye'ye önerilen BOP çerçevesinde cephe ülke haline gelmesidir. ABD, Türkiye'ye BOP çerçevesinde hem askeri hem politik ve ideolojik bir ceephe olarak tasarlamaktadır. Askeri cephe olarak Türkiye'ye birçok Amerikan askeri üsssü konuşlandırılması planlanmaktadır. Bu çerçevede Karadeniz kıyısında üç Amerikan askeri üssü, Konya'da Amerikan üsssü, Incirlik'in askeri üssünün genişletilmesi gibi taleplerin Washington tarafından gündeme getirildiği görülmektedir. Gürcistan ve Azerbaycan'da küçük üsler tesis edilecektir. Irak'da yeni bir üs yapılandırılması gerçekleştirilecektir. Özbekistan, Kazakistan ve Kırgısiztan'da mevcut üsler kalıcı hale getirilecektir. Çin'i güneyden kuşatmak amacı ile Japonya'daki üsler, Batı Avustralya'ya Güney Kore'dekiler Filipinler-Endonezya hattına indirilecektir. Özetle, ABD 21. yüzyıl için yeni bir askeri konuşlanma sistemini kurmaya çalışmaktadır.

Ve Islam coğrafyasının küreselleşmeye tam olarak eklemlenmesi için, Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında dönüştürülmesi ve bu coğrafyadaki mevcut anti amerikanizmin ortadan kaldırılması lazımdır. Amerikalı stratejistler anti-amerikanizmin üç nedeni olduğunu düşünmektedirler. Bunlar sırası ile

a) ABD'nin Filistin-Israil çatışmasında Israil'i desteklemesi,
b) Bölgedeki Amerikan askeri varlığının ABD'ye karşı nefret uyandırması,
c) Orta Doğu'da anti demokratik rejimlere verilen Amerikan desteğinden dolayı halkların, ABD'den nefret etmesi şeklinde özetlenmektedir.


ABD'nin bu sorunları çözmesi anti-amerikanizminde Büyük Orta Doğu'dan silinmesine neden olacaktır. Bunun için ABD öncelikle,

a) Filistinde bağımsız bir devlet oluşturma politikasını yürürlüğe koymuştur. Ancak, bu devlet "uyumlu Filistinlilerle" ABD ve Israil'in koyduğu şartlar çerçevesinde kurulacaktır. Bunun için öncelikle Filistin Kurtuluş Örgütü ve Hamas'ın direnişinin kırılması hedeflenmektedir. Bundan dolayı Yaser Arafat devre dışı bırakılmış, Hamas liderleri Ahmet Yasin ve Rantisi öldürülmüştür.

b) Orta Doğu'daki Amerikan askeri üsleri yeniden yapılandırılmaktadır. Suudi Arabistan'daki askeri üsler Basra Körfezi'ndeki küçük emirliklere taşınmıştır. Irak'da devam eden savaş köklü bir yeniden yapılanmayı engellemektedir ancak askeri yeniden yapılanma başlamıştır.

c) ABD artık Orta Doğu bölgesindeki otoriter rejimlerin yerine demokratik rejimlerin, laik rejimlerin yerine de "ılımlı Islamcı" rejimlerin tesis edilmesi gerektiğini düşünmektedir. Çünkü, Washington  radikal Islamcılığın en etkili şekilde ılımlı Islami akımlar aracılığı ile kontrol altına alınacağını düşünmektedir.

 

Orta Doğu'da ılımlı Islamcı gelişme ve demokratikleşme süreçlerinin amacı, radikal Islami akımlann yerine Orta Doğu'daki Islamcı potansiyeli kontrol altına alacak, anti-amerikancı içeriğinden uzaklaştıracak siyasal yapıların geliştirilmesidir. Adalet ve Kalkınma Partisi bu konuda atılmış çok önemli bir adımdır.

 

Prof. Dr. Ümit Özdağ

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !