Sıcak Kehanetler

Her gün yaklaşık 8 saatimi bilgisayarın başında geçiriyorum, yerli yabancı gazeteleri okuyor, günlük gazetelerimiz dışında haftalık dergileri de elbette yakından takip ediyorum.

Bu arada söz medyada iken, ana konumuzdan ara yola girelim, size bir sorum var ey duyarlı okur; bizim gazetemiz AKŞAM 300 bini aşkın günlük satışa sahip (bendenizin yazıları ilaveten internet ortamında ise ayda 100 bine yakın tıklama alıyor, gazetemin dışında sayısız sitede ve çalışma grubunda da kullanılıyor) ve ne ben ne de gazetemizin hiçbir yazarı, biz, kendimizi dünyanın merkezinde görmüyoruz, değiliz, olamayız da, kıymetimiz sizin verdiğiniz değerle sınırlı elbette. Ancak son günlerde bakıyorum günlük satışı 30 bin civarı olan Radikal gazetesi’nin 4 yazarı Türk adalet sistemini-Türk hukukuna hakaret ettikleri gerekçesiyle haklarında dava açılınca kıyameti koparttılar, Türkiye’ye AB üzerinden baskı gelmeye başladı, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Lagendijk, ‘Bu gazeteciler cezalandırılırsa, elbette bu AB sürecine zarar verir’ şeklinde Türkiye’ye çıkışırken, gazetecilerin arkadaşı kızıl milyarder olarak bilinen işadamı Osman Kavala da, mahkemeyi, arkadaşlarının yargılanmasını, Trabzon’da öldürülen Katolik Rahip Santoro’nun fotoğrafını yakasına yapıştırarak protesto etti. Peki ama düşünce-basın özgürlüğü ülkemizin hukukuna ya da sizin gibi düşünmeyenlere hakaret serbestisi veriyor mu efendim? Anlamadığım bir başka detay da, kızıl milyarder Kavala’nın, Katolik Rahip Santoro’nun fotoğrafını yakasına yapıştırarak bu yargılanmayı olayını protesto etmesi. Kavala, Katolik papaz ile Türk hukukuna hakaret ettikleri gerekçesiyle haklarında dava açılan bu 5 Türk gazetecinin (Siz kimler olduğunu biliyorsunuz) ortak mağduriyeti paylaştıklarını düşünüyor herhalde, Katolik rahip ve gazeteciler bir tarafta, onları mağdur eden-karşılarındakiler kimler oluyor bu durumda?

Neyse, ana konumuza dönelim, bendeniz günlük sayısız yazılı basın ve internet’ten bilgileri tarar iken aralık ayında yayınlanan haftalık dergiler ve bazı gazetelerdeki ‘2006 kehanetleri’ başlıklı, sözde meşhur falcıların kehanetlerinde, ‘Öcalan’ın sağlığı 2006’ın ilk birkaç ayında tehlikeye girecek’ türünden garip notlar görmeye başladım, bir-iki derken... Psikolojik harp uzmanları der ki, ‘bizim gibi magazine meraklı kitleyi kargaşa haline hazırlamakta kullanılan en önemli argümanlardan birisidir bu tür yazılar.’ Derken, siyasi kulislerde de konuşulmaya başlandı; ‘ya Apo’nun sağlığı aniden bozulursa!’ ki bendeniz bu kulisleri medyada ilk olarak sizlere bu köşeden (Aralık ayı sonunda) duyurdum, ardından 17 Ocak’ta konuya dair diğer iddiaları da ekleyerek ‘Apo kuş gribi olursa’ başlığıyla bir daha kaleme aldım. Ve önceki gün öğleden sonra kulisler kaynamaya başladı; İmralı Cezaevi’nde bulunan terörist Öcalan’ın önceki gece bir kalp spazmı geçirdiği ve tedaviye alındığı yönünde haber yayıldı. Kalp spazmı haberi, dün yabancı ajanslar, internet siteleri ve bazı özel e-mail gruplarında yer aldı. Bursa Savcısı konuyu yalanladı... Ama... Aralık başında falcıların kehanetlerinden başlayıp-siyasi kulisler derken yabancı haber ajanslarına sıçrayan çok garip bir haber- kulis trafiği bu değil mi efendim? Tuhaf.

Siyasi kulislerde giderek daha çok yer bulan bir diğer iddia da MART SENDROMU, şöyle ki; mart ayı sonunda (21 Mart’a, Nevruz’a dikkat çekiliyor) çok sayıda PKK militanının büyük şehirlerde eyleme hazırlandığı ihbarlarının arttığı, buna bağlı olarak ‘etnik zeminde yaşanacak Türk-Kürt gerginliğinden’ korkulduğu, ilaveten yetmezmiş gibi varsayılan tarihte yani mart sonunda İsrail’in de, İran’ın belirli nükleer ve askeri merkezlerine hava saldırısı yapacağı ve bu saldırılara Türkiye’nin lojistik destek sözü verdiği, İsrail-Amerika ve Türkiye’nin gizli ittifak yaptığı iddiaları... CIA Başkanı Goss’un Ankara’ya gelip ‘Türk istihbarat servisinin operasyonu hazırlamak ve izlemek üzere özel işbirliği’ isteminde bulunduğu, Şaron’un İsrail Silahlı Kuvvetleri’ne, saldırıyı mart sonunda başlatma konusunda yeşil ışık yaktığı... Ankara trafiğinin de bu iddiaları adeta doğruladığı, Amerikalı üst düzey yetkililerin biri gitmeden diğerinin geldiği ve de Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan’ın son ABD ziyaretinde İran’a karşı ABD’ye verilecek desteğin pazarlıklarını yaptığının yalanlanmaması... ve benzeri iddialar devam ediyor...

Erken uyarı sisteminiz olarak benden bu kadar efendim

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !