KİMLİK ÜZERİNE

Türk kimliğinin tartışıldığı bir süreçten geçiyoruz. Aldığı en fazla oy % 7 civarında olan bir siyasal parti arkasına PKK adlı çetenin cellatlarını alarak Türkiye''yi tehdit ediyor. Kötü niyetli, milli kimlik dejenerasyonuna uğramış olanların yanında bazı iyi niyetli ve saf aydınlarda ne dediklerini bilmeden, meseleyi bir kültürel ve insan hakları sorunu olarak görerek, "Kürt kimliğini" tanıyalım diyorlar.

Oysa, bu basit bir şekilde ifade edilen cümlenin ne anlama geldiğini bilmeden ifade ediyorlar. Bir insanının bir çok kimliği vardır. Bunlardan bazıları devlet tarafından temel olarak tanınan, bazıları devlet tarafından sadece bazı süreçlerle ilgili olarak tanınan, bazıları ise devlet tarafından değil sadece toplum tarafından tanınan kimliklerdir. Örneğin, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bu devletin yurttaşı olarak doğan her çocuk daha doğar doğmaz, nüfus cüzdanı verilerek, "Türk" ve "kız" veya "erkek" olarak tanımlanır.

Burada tanımlanan "Türk kimliği" milli nitelikli siyasi bir kimliktir.(Vatandaşlık kimliği) Bu kimlik tanımlaması devlete bir çok yükümlülükler yükler. Devlet bu kimliği verdiği yurttaşına karşı sadece kendi sınırları içinde değil, dünyanın her yerinde bir çok vazifeyi yerine getirmekle yükümlüdür. Bu siyasi kimliği üstlenen kişinin de devlete karşı bir çok görev ve sorumluluğu vardır.

"Kız" ve "erkek" kimlikleri ise cinsel kimliklerin kayda geçmesinden ibarettir. Bu geçiş sırasında çocuklara ayni zamanda ilk nüfus cüzdanları ile birlikte hangi aileye mensup olduklarına dair bir belge verilmiş olur. (Ailevi kimlik) Ailevi kimlik toplumsal olduğu gibi hukuki bir kimliktir. Bu kimlikler esasında gelecekte çocuk bazı görev ve haklara sahip olacaktır.

Oysa bu çocuğa daha doğar doğmaz bazı toplumsal kimlikler de yüklenmiştir. Her çocuk Müslüman doğar. (Dini kimlik) Ailesinin suni veya alevi olmasına göre toplum tarafından çocuktan habersiz olarak bu kimlikler verilir. (Mezhep kimliği) Çocukların nasıl bu kimlikten haberi yok ise devlette bu kimlikleri tanımaz. Devlet çocuğun doğum yerini örneğin "Yozgat" diye tanır ama bunu bir "Yozgatlılık" şeklinde kimlik olarak kabul etmez. (Coğrafi kimlik)

Devlet ve toplum zaman içerisinde bireye başka kimliklerde yükleyecektir. Bunların bir kısmı devlet tarafından tanınan ancak süreli kimlik niteliği taşırlar. Örneğin öğrencilik böyle bir kimliktir. Bir kısmı ise örneğin "Fenerbahçe taraftarı" olmak gibi sosyal bir kimliktir. Annelik ve babalık bir yandan toplumsal bir kimliktir, ancak devlet tarafından tanınan ve hak ve yükümlülükler doğuran bu anlamda hukuki niteliği olan kimliklerdir.

Bunların dışında aşiret kimliği, tarikat kimliği, cemaat kimliği, köy kimliği, mahalle kimliği, bölgesel kimlik veya etnik kimlik gibi toplumsal olmakla birlikte hukuki ve siyasi anlamda devlet tarafından tanınmayan kimlikler vardır. Bunları hukuki anlamda tanımak modern üniter devlet yapısı içinde mümkün değildir. Örneğin bir aşireti hukuken tanımanın beraberinde getireceği sonuçlar arasında aşiret reisinin aşiret geleneğinden gelen bütün "haklarını" kabul etmek vardır ki, bu da aşiret üyesi olan diğer yurttaşların yurttaşlıktan doğan haklarının ihlali anlamına gelecektir.

"Kürt kimliğini" tanıyalım diyerek, bir kültürel haklar veya insan hakları meselesinden bahsedenler, Kürt kimliğini "nasıl" yani "hangi hukuksal çerçeve içinde" tanımanın gerektiğinden hiç bahsetmemektedirler. Çünkü "Kürt kimliğini" tanımak ile bahsedilen artık bireysel haklar alanı değil, "grup hakları" alanıdır. Grup hakkının hak ve yükümlülükler doğuran belirli bir hukuksal zemin üzerine oturtulması gerekmektedir.
Kürt kimliğini tanıyarak bu sorunu hallederiz diyenlerin bir süre önce "Kopenhag Kriterlerini kabul edersek Kürt meselesi" çözülür dediklerini unutmak mümkün değil. Kopenhag Kriterleri kabul edilmiş olmasına rağmen hiçbir şeyin halledilmediği görülüyor. Çünkü, Şeyh Sait adlı İngiliz işbirlikçisi hainin torunu Abdülmelik Fırat, "Kürt sorunu bir demokrasi ve insan hakları sorunsalı değil. Siyasal temsil ve siyasal otoriteyi paylaşma sorunudur" diyerek, AB liderlerine 29 Kasım 2004''de bir mektup yazmıştır.

Öcalan ve Fırat''ın istediği, İstiklal Harbi''nin sonuçlarının ortadan kaldırılarak, Misak-ı Milli sınırları içinde Türk milletinin emperyalizme karşı mücadele ederek ortaya çıkardığı sonucu yok etmektir. Bunu görmeden "Kürt kimliğini kabul edelim" demek aymazlıktır. 
 
ÖZEL BÜRO
(DSS)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !